17 Haziran 2010 Perşembe

Tebdil-i mekanda ferahlık arayışı!

tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında
acının yüz ölçümü yeryüzünden çokmuş aslında


sezen aksu

...

İzmir gibi belki de ülkenin en yaşanabilir şehrinden kalkıp Bialystok gibi Polonya'nın kuzeydoğusunda yer alan ve Litvanya, Ukrayna, Belarus gibi ülkelere sınır komşuluğu yapan bir şehirde eğitim görme isteğinin tek açıklaması ,rahat batması değil de, ''erasmus'' olabilir.

...

İzmir’den, ailemden, arkadaşlarımdan 10 ay ayrı kalmanın yaratacağı özlem ile avrupada 10 ay eğitim görmek gibi belki de hayatımda bir daha yakalayamayacağım fırsatı farazi bir terazinin kefelerinde tarttığım zaman yurt dışına çıkmak ağır bastı. İzmir, aile ,arkadaşlar bir müddet beni bekleyebilirdi ancak hayatın insana belirli zaman dilimlerinde sunduğu ve bir daha ne zaman vereceği belli olmayan fırsatlara bekle demek olmazdı. Erasmus dil sınavı ve mülakatının ardından Polonya’nın Bialystok şehrinde yer alan ve henüz ismini tam olarak telaffuz edemediğim Wyzsza Szkola Admistracji Publicznej adlı okulda ,kısaca WSAP, 5 ay öğrenim görmeye hak kazandım. Çok büyük bir aksilik yaşanmazsa, örneğin oralarda soğuktan donmazsam, ikinci dönem de orada kalmayı planlıyorum. İlk ve ortaöğretim coğrafya kitaplarında bir geyik var ya hani, ''İzmir'de Akdeniz ikliminden mütevellit kışlar ılık ve yağışlı geçer'' diye, külliyen yalan. Son yıllarda kış aylarında yaşanan ayaz bile 20 yıllık hayatı boyunca kar topu oynamamış, kardan adam yapmamış, kar yüzünden okulu tatil edilmemiş bir İzmirli olarak beni son derece zor durumda bırakıyorken Polonya'da kış aylarında yaşanan ve –30 dereceleri bulan hava sıcaklıkları karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğimi gerçekten çok merak ediyorum. Ayrıca orada kar yağınca sevinçten yerlerde yuvarlandığımı, sağa sola umarsızca kar topu attığımı gören Polonyalıların hakkımda ne düşünecekleri endişesi de taşımıyorum açıkçası. Meczup derler geçerler heralde. Yani öyle umuyorum. Köyden indim şehre filminin Ege'den geldim kutuplara versiyonunu yaşayacağım sanırım.

Aslında birinci sınıfta erasmusa başvurmak pek akıl karı değildi zira bana söylenenlere göre derslerin uyuşmama problemi vardı. Bu da okulun bir sene uzaması anlamına geliyordu. Yine de buralardan biraz uzaklaşmanın iyi geleceğini düşünerek derslerin uyuşmama ihtimalini de göze alarak başvurdum erasmusa. Gerçi yangından mal kaçırır gibi başvururmamın sebeplerinden diğeri ise güz döneminin sonunda 2.86 gibi erasmusa gitme yolunda naçizane bir not ortalaması yakalamamdı. Nedense bu ortalamayı düşüreceğime dair bir hisse kapıldım bir an için sonra da al kırdın kırdın dememek adına bu not ortamalamasını ziyan etmemeye karar verdim. Bırak bu ayakları bahane aramışsın sen kaçmak için dediğinizi duyar gibiyim. O da bir bakış açısı tabi. Halbuse bekleseymişim yıl sonunda aynı not ortalamasına sahip olacaktım. ne eksik, ne fazla, seviyorum bu istikrarlı yönümü.
Erasmusa 1. Sınıfta başvurmaya karar vermemde etkili olan bir diğer nokta ise 4 yıllık kariyer planımdı. Planlarıma göre 2. Sınıfı yurtdışında okuyacak dönüşte hemen bir staj ayarlayacak, 3. sınıf bittikten sonra yaz tatilinde ise work and travel ile Amerika'ya gidecektim. Böylece 4 senelik kariyer planım hazırdı. Eminim çoğu 3. Dünya ülkesi benim yaptığım gibi 5 yıllık kalkınma planı hazırlasalar çoktan gelişmekte olan ülke konumuna gelip, IMF, dünya bankası vs ile uğraşmak zorunda kalmazdı.

Madem yaklaşık 10 ay sürecek hayatımın en önemli yolculuklarımdan birine çıkıyorum bu anları sadece fotoğraflarla değil aynı zamanda yazı ile de ölümsüzleştirmek gerekir dedim kendi kendime. Ara sıra konuşurum böyle kendi kendime. Evet. Aslında bu yazılanlar da kendi kendine konuşmanın bir parçası gibi değil mi allasen? Her neyse. Ölümsüz bir eser (!) bırakma isteğinin yanında her yıl binlerce üniversite öğrencisinin başvurduğu erasmus değişim programına başlamadan bir nevi onlara yardımcı olmak, yol göstermek adına başvurucu sürecimi, polonya'da yaşayacağım anların öncesini sonrası perde arkasını blog denen internet günlüğü vasıtası ile paylaşmaya karar verdim. Bir sonraki yazımda ise ''neden Polonya'yı seçtim'' adlı hüzzam makamında bir yazı yazacağım. Şimdilik hoşçakalın.
Kendimi mehmet ali birand gibi hissettim bir an için.

3 yorum:

  1. O halde sana şuan elimde tutmus oldugum Lehce ogrenme kılavuzumdan özenle sectiğim Dzıenkuje ci bardzo kelime grubunu ( maalesef anlasız heceler toplulugu gibi geliyor bana , şimdilik)sunmak isterim . multiple mevsimlik türkiyemden mono mevsimlik gri polonya ya gitmenin verdiği his ben de sen de değil her deniz cocugundadır muhakkak :) . bu his ortaklıgından ötürü yazılarını gülümseyerek okudum . yazıların devamını görmek dileklerimle :))

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim kardelen_ercelik. lehçe konusunda ne yaparız bilmiyorum, bende de var bir lehçe-türkçe konuşma kılavuzu orada kurtarıcım olacak sanırım. senin yolculuk hangi şehre?

    YanıtlaSil
  3. benim Lodz.oradaki güzel sanatlara gidiyorum. ASP Lodz diye geciyor. 6 ekime alıyorum bugün biletimi.Tabii ki Varşova ya uçuyorum. Oradan da 90 dk lık tren yolculuguyla 'vuuc' dayım. okunusu budur. 10 unda da okul acılacak.
    bu arada lehce-türkçe sözlük almanı da tavsiye ederim. maalesef internet üzerinde hiç bir sanal sözlük bulamadım.
    Beklentilerimi sıfıra indirdim bu arada. tamamen kapabildiği kapmayı amaçlıyorum. minimum beklenti maximum mutluluk :) senin yolculuk ne zaman?

    YanıtlaSil